Erkeklerde Belsoğukluğu nedir?

Erkeklerde : Bulaşma olan temas/ilişkiden sonraki 2-7 gün içinde belirtiler ortaya çıkar. İdrar yaparken hafif bir sızlama hissi ile başlar ve giderek daha ağrılı bir hal alır. İdrar yollarının ağzından irinli sarı- yeşil akıntı gelir. Aynı zamanda akıntının geldiği bölgede kızarıklık ve şişlikte oluşabilir. İdrar yapma hissi oldukça sıktır ancak az miktarda idrara çıkılır.

Enfekte kişi ile yapılan anal seks ile rektumda yine akıntı, ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerle ortaya çıkan rektum gonoresi oluşabilir. Oral seks ile boğazda gonore enfeksiyonu oluşabilir. Ayrıca salgıların göze bulaşması sonucu konjunktivit de oluşturabilir. Gonoreli bir anne tarafından doğurulan çocukta da gözlerde kızarıklık ve akıntıya neden olan konjunktivit oluşturabilir. Tedavi edilmemesi halinde körlüğe kadar ilerleyebilir.

Uygun tedavi edilmediği takdirde hem kadın hem de erkekte kısırlığa neden olabilir. Ayrıca gonoresi olan kadınlarda dış gebelik görülme olasılığı artar.

Kadında akıntı ve kasık ağrısı tüplere zarar verme ihtimali olan enfeksiyonların hemen tümünde görüldüğünden, bu iki belirti oluştuğunda kadınların erken tedavi olanaklarından yararlanmak için doktora başvurmaları son derece önemlidir.

Ömrü uzatan 10 meyve

Okinawa’da insanlar, bol bol meyve yiyor. Mümkünse kabuklarıyla birlikte tüketilen meyveler, vücut sağlığının en önemli yapı taşları olan vitamin, mineral, lif içeriyor.  Fransız gazeteciler Anne Dufour ve Laurence Wittner, ‘Okinawa Rejimi’ adlı kitapta Okinawalı asırlıkların her gün 2-4 porsiyon meyve yediğini söylüyor: “Bir porsiyon meyve, bir elma ya da iki kirazdır. Birinden ya da diğerinden birer kilo demek değildir. Peki bir porsiyon meyve ne kadardır? Orada bir meyve (elma, armut, portakal) veya iki küçük meyve (çilek, erik) ya da 100 gram kızıl meyve, 100 gram üzüm, bir dilim ananas veya bir dilim karpuz da bir porsiyondur.

PORTAKAL
Okinawa’da en fazla tüketilen meyveler arasındadır. Portakalı C vitamini ile dolu olmasından bilirsiniz ama hepsi bu değil. Bütün turunçgiller gibi yeterli oranda kalsiyum taşır ve aynı zamanda anti-kolesterol lifler taşır. Ve unutmayın, meyve en iyi tatlıdır.

ANANAS
Egzotik meyvelerin başında gelir. Düşük kalori yoğunluğuyla ilgi çeker. Sindirim proteinlerini üreten, özellikle balık ve ette bulunan ‘bromelain’ adında bir enzim içerir. Bu enzim kan pıhtılaşmasını dengeler ve kalbi korur. Bundan başka midede kanserojen maddelerin birleşmesine engel olan enzimleri içerir ve mideyi korur.

AVOKADO
Kalori yoğunluğu çok yüksektir fakat günlük mönüde yer alacak iyi bir adaydır. Çünkü, yağları çok yararlıdır (zeytinyağı kadar iyidir) ve diğer yandan kalp için iyi bir kozdur. Örneğin, lifleri, E vitamini anti-kolesteroldür ve çok iyi bir antioksidandır.

ELMA
Kolesterolü ve tansiyonu düşürür. Düzenli olarak belli oranda tüketmek anti-aging etkinlik sağlar, kandaki şeker oranını düzenler ve diyabetin hızlandırdığı erken yaşlanmayı engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirir, her gün yemek çok iyidir. Eklem ve romatizma ağrılarını keser. Kabızlığı engeller ve ishali keser.

ERİK
Okinawa’da, genellikle salamurası yapılır ve macun kıvamında kullanılır. Sade bir şekilde pirinç ya da çaya eşlik eder. C vitamini konusunda alçakgönüllüdür ama kan damarlarını güçlendiren, etkililiğini artıran ilgi çekici unsurlarca zengindir. İdrar sökücüdür, bağırsakları yumuşatıcı etkisi vardır. Mineralden zengindir ve iyi bir anti-aging kaynağıdır!

KARPUZ
Serinletici etkisi dışında, su içeriğiyle rekor kırar, ama diğer nitelikleriyle de bilimsel olarak ilgi çeker. Yüksek oranda keratin içerir, (portakal renginde bir kavun seçin), lif olarak zengindir ve anti-aging’dir. Diğer meyve ve sebzeler gibi sayısız kanser ve kardiyolojik hastalıklardan korunmada etkilidir.

GOYA
Acı karpuz, goo-fo olarak da adlandırılır. Bizdeki sakız kabağına benzer. Kalori yoğunluğu düşük, vitamin ve lifler açısından zengin olduğu için çok sık tüketilir. Yemeklerin şeker verimlerini yavaşlatır ve kandaki şeker oranını düşürür. Acılığı sindirim sistemini yatış-tırmaya yardımcı olur, özellikle de karaciğeri. Sağlık ve güzellik için mükemmeldir

JAPON ARMUDU
Bir nevi elmadır ama ağızda armut etkisi yapar. Japon armudu, bizim   armudumuza çok yakındır, yararları ve taşıdığı besin değerleri açısından da. Bileşimi çok dengelidir, nitelik ve makul bir mineral yelpazesine sahiptir, kalori olarak kusursuzdur.

KİRAZ
Kiraz zamanı, Okinawa’da en güzel mevsimdir. Kiraz, pigment olarak güçlü koruyucuları sayesinde kılcal kan damarlarını korur. Vücudun diğer bölümlerine dağılan (ayaklar, eller, gözler) flavonoid’ler olarak adlandırılan bu pigmentler, kan dolaşımını destekler ve organların düzenlenmesini sağlar. Bu, yaşlılıkla savaşmada önemlidir.

LİMON
Bütün turunçgiller gibi limon da sağlığa olan çok büyük katkılarıyla tanınır. Vitaminler ve flavonoid’lerle kan damarlarını güçlendirir. Kan dolaşımı yoluyla organlarımıza, hücrelerimize tıpkı benzin gibi güç verir ve vücudun yaşamsal vitamin materyallerini sağlar. Üstelik kanserden korunmada da önemli bir yeri vardır. Bütün yemeklerimize biraz limon suyu katarak onun faydalarından yararlanabiliriz, çünkü limon kandaki şeker oranını ve aynı zamanda kan basıncını düşürür.

BAHARATLAR

KardomomBağırsaklar ve solunum için çok yararlıdır. Tohumları doğrudan yeterli miktarda çiğnenir. Aynı zamanda tatlılarla da kullanılır.

Zencefil
Üstün özellikleriyle dikkati çeker. Tadı damağa uygun değildir, ama güçlü özellikleri oybirliğiyle kabul görür. Zencefil sindirime yardımcı olur ve mide bulantısıyla  savaşır, hamile kadınları sakinleştirir. Kanı sıvılaştırır, enfarktüs ve beyin rahatsızlıklarına yol açan pıhtılaşmadan korur. Basitçe kan dolaşımını kolaylaştırır. Kirazla birlikte romatizmayla savaşır. O halde taze bir zencefil kökü almayı düşünün. (Genelde kurumuş ya da  dondurulmuş olarak satılır.) Sebze ve balıkla güzel bir koku verir.

Hardal
Sadece bifteğin üzerinde sarımtırak rengiyle düşünmeyin. Dijon hardalı olarak bulmak zorunda değilsiniz. Hardal, her yerde küçük bilyeler halinde sunulan bir baharattır. (Hep kavanozlarda saklanırdı bilirsiniz). İdrar söktürücü, bağırsakları yumuşatıcı ve uyarıcı etkisi vardır.

Karabiber
Herkes tarafından bilinir, tek başına tüketilen baharatların dörtte birini karşılar. Düşük dozda pankreas ve mide dostudur. Nezle ve ateşle savaşır, ama özellikle idrar yolları rahatsızlığınız varsa az tüketmelisiniz.

Zerdeçal
Anti-aging baharatlarının yıldızıdır. Sağlığa iyi gelen baharat grubunun aslandır. Kendine özgü özellikleri ile aspirinden daha çok anti-enflamatuardır. Geleneksel olarak inkar edilemez; anti-viraldir. Diğer bir deyişle grip ve nezlede virüslerin yayılmasını engeller. Genel olarak bağışıklığı güçlendirir. Enfarktüse bağlı kan dolaşımını engeller. Diğer bir deyişle kolesterol oranını düşürür. Bazı kanserlerin (özellikle bağırsak ve prostat) gelişmesini engeller. Karındaki şişliğin giderilmesine yardımcı olur. Menopoza bağlı semptonların azalmasına yardımcı olur.

Kaliteli nefes kaliteli cinsellik demek

BURUNDAN nefes alma problemi, toplumda her 40 kişiden birinde görülen bir sorun. Rahat nefes almayı engelleyen nedenlerin başında “deviasyon” (burunda kemik) ve burun eti büyüklüğü geliyor.

GAZETE HABERTÜRK / Ceyda Erenoğlu

İş yaşamından cinsel performansa kadar pek çok yansıması olan bu sorun nedeniyle yemek yerken garip sesler çıkaran veya uykuda sorun yaşayan çok insan var. Levent Cerrahi ve Tanı Merkezi’nden Kulak-Burun- Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Hamdi Önay, sorunun çözümünün cerrahi olduğunu ve sonucun hastaların yüzünü güldürdüğünü söylüyor.

AĞRI, KANAMA YOK

Uygulama, burun kemik çatısını kırmadan endoskopik cerrahi ile yapılıyor. 20 dakikada tamamlanan ameliyat sonrası, hastada ağrı, kanama, burunda şişme, morarma gibi etkiler görülmüyor. Tampon uygulamadıklarını söyleyen Op. Dr. Önay, hastaların ameliyattan 4 saat sonra ayağa kalktıklarını, 10 saat içinde de işlerini yapar duruma geldiklerini belirtiyor.

İYİ CİNSELLİK İÇİN

Burundan nefes alamayan kişilerin kalp ön yükü, uyku, spor aktivite ve cinsel eylem sırasında dramatik şekilde artıyor. Bu nedenle hasta kişilerin cinsel uyarıcı olarak bilinen ilaçları almaları, bir dirence karşı çalışan kalp ve akciğer fonksiyonları üzerinde zararlı etkiler gösteriyor. Oysa yapılacak basit bir operasyonla hem bu risk yok ediliyor, hem de kişiler hayatın renklerini gönüllerince yaşama imkânına sahip oluyor. Ameliyat sonrasında erkek hastaların sık sık cinsel yaşamlarındaki olumlu değişimleri dile getirdiklerine dikkat çeken Op. Dr. Önay, “Eşiyle uyurken, cinsellik yaşarken ve yemek yerken garip sesler çıkaran erkekler, burundan nefes almalarını sağlayan ameliyattan sonra 20’li yaşlarına geri dönmüş gibi oluyorlar” diye konuşuyor.

Yöntem kime uygulanıyor?

◊ Horlayanlara.
◊ Uyku apnesi bulunanlara.
◊ Uykuda huzursuzluk sendromu yaşayanlara.
◊ Günlük yaşamda aşırı yorgunluk ve uykusunu alamama hali olanlara.
◊ İş yaşamından sosyal ve cinsel yaşama kadar atalet gösterenlere.
◊ Efor sırasında çabuk yorulanlara.
◊ Sık tekrarlayan boğaz enfeksiyonları ve kronik faranjiti bulunanlara.
◊ Genizden sürekli akıntıları olan ve tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları yaşayanlara.

Burundan nefes alamayan insanda neler oluyor?

 Yeterli oksijen alamıyor.
 Akciğer fonksiyon kapasitesinde yetersizlik bulunuyor.
 Kronik horlama ve uyku apnesi problemi oluyor.
 Uyanırken, düşünürken, yürürken, koşarken, cinsellikte ve uykuda verimsiz ve yetersiz kalıyor.

Bel incelten egzersizler

Uzmanlar, daha az fiziksel efor harcayarak yaşayanların vücutlarında yağ miktarının arttığını, artan yağ miktarının da dengesiz şekilde bel ve basen bölgesinin genişlettiğine dikkat çekerek, “Sonuçta obezite ve beli kalınlaşmış göbekli insanlar ortaya çıkıyor. Kendi kendinize yapacağınız basit egzersizlerle belinizi inceltin” diyor.

İşte uzmanların önerileri:
Sırtınız için en iyi egzersiz: Yüz aşağı düz bir şekilde yere uzanın. Ellerinizi isterseniz çenenizin altına veya hareketi rahatça yapmanıza yardımcı olacak şekilde serbestçe yerleştirin. Sırt kaslarınızı hareket ettirecek şekilde 30 -35 derece yerden geriye doğru kalkın. Ağırlaşıncaya, kendinizi taşıyamayıncaya kadar bu şekilde bekleyin. Bu sırt ve karın kaslarınızı güçlendirir, sırt ağrılarınızı daha azaltır ve sırt incinmelerinden sonra da önerilir.. Doktorunuz size bu hareketi önerdiyse mutlaka
yapın.

Masada en iyi egzersiz: Bacak egzersizi. Bu egzersiz sadece karnınız için değil ancak bunu etek giydiğiniz de yere uzanmak zorunda kalmadan bile yapabilirsiniz. Öncelikle kolsuz bir sandalye de dik oturun. Nefesinizi verirken dizinizi çenenize doğru kaldırmaya çalışın. Bu sıra sırtınızı sandalyeye yaslayabilirsiniz. Yorulduğunuzu hissettiğinizde bacağınızı yavaşça indirin. .

Mekikle incelin: Ayağınızı, dizlerinizi, bileklerinizi düz tutarak sırt üstü yere uzanın. Ellerinizi başınızın altına koyun ve gövdenizi bacaklarınızı sabit kalacak şekilde kıvırın. 3 saniye yukarı kalkın, 1 saniye kadar bekleyin ve 3 saniye sırtınızı yere koyun. Bu hareketi 1 ile 5 kez arasında tekrarlayın. Bir artırarak 6 ila 10 arasında, iki artırarak 11 ile 15 arasında ve üç artırarak 16 ve daha fazla mekik hareketi yapın.

Karnınız için en iyi egzersiz: Bacaklarınızı karına doğru kıvırmak. Bacaklarınızı sandalyede, yatakta veya kavada tutarak yapacağınız kıvrılma hareketleri çok etkili olabilir. Sırt üstü uzanın, bacaklarınızı bir sandalyenin üzerine düz şekilde yerleştirin. Baldırlarınız dik, kalçalar sandalyeye yakın olmalı. Bu hareket karın bölgenizi, kalça ve baldır kaslarınızı çalıştırır. Yavaş yavaş sırtınızı yerden 30 derece yukarıya kaldırın ve bekleyin, daha sonra tekrar yavaşya sırtınızı yere bırakın. Bu harekete
alıştıktan sonra bacaklarınızı kaldırarak havaya dikin ve bekletin..

Bel bölgesi için en iyi egzersiz: Ters mekik bel çizgisini orta çıkarmak için yapılacak en iyi egzersizdir. Yere uzanın, ayaklarınızı dik olarak kıvırın. Dirsekleriniz dışarıda kalacak şekilde elinizi başınızın arkasına koyun. Sağ omuzunuzu sol dizinize doğru kaldırıp bükülmeye çalışın. Dirseğiniz kulak hizanızda durmalı, önünüzde değil.. Başınızı veya boynunuzu elinizle desteklemeyin. Ağırlaşıncaya kadar bekleyin. Hareketi diğer taraf için de tekrarlayın.

Göbeği zayıflatmak: En iyi egzersiz ters bükülme. Bu hareket karın bölgesindeki yağların azalmasını sağlar. Sırt üstü uzanın, ellerinizi yana, avuç içiniz yere bakılı şekilde yerleştirin. Kalçalarınızı ve dizlerinizi 90 derece oluşturacak şekilde kaldırın. Baldırlarınız dik, bacaklarınız havada dursun. Bel kaslarınıza yüklenerek kalçanızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın ve bu şekilde bekleyebildiğiniz kadar bekleyin. Bacaklarınızı dik tutmaktaz zorlanabilirsiniz. Daha sonra ağrılarınız azalacak
ve sonuçlarını göreceksiniz.

İHA

Apandisit

Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. Türkiye Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Hasan Taşçı ye Opr. Dr Cavit Hamzaoğlu, apandis ya da apendiks ile ilgili şu bilgileri veriyorlar. “Apendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir.” Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.

APANDİSİT NASIL OLUŞUR?

Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitin oluşması konusunda şunları söylüyorlar: “Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir. Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen­diks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur.” Türkiye Hastanesi uz­manları, iltihaplanmayı durdurmanın mümkün olmadığını belirterek “apandisit önlenemez; önlemek için herhangi bir metod veya ilaç bulunmuyor” diyorlar.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Eldeki verllere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor.

Görülme sıklığı bakrmından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor, 15-25 yas grubunda, erkeklerde apandisite 2 kat fazla rastlanıyor. 25 yaşından sonraki dönemde oran tekrar eşitleniyor.

BELİRTİLER VE TANI

Prof Dr. Hasan Taşçı ile Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak şunları söylüyorlar. “Karın ağrısı, iştahsızlık ve kusma temel belirtilerdir. Bunların bir araya gelmesi tanıyı kolaylaştırır.

Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

iştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.

Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75′inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse Kusar, midesi boşsa kusmaz.

Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar.”

Mauyene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor. Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret ederek; apandisit belirtilerinin, birçok hastalığın belirtilerine benzediğini belirtiyorlar. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi açısından hekimin deneyimi büyük önem taşıyor.

Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu’nun verdikleri bilgilere göre; karın içi lenf bezleri iltihabı, mide ve bağırsak iltihabı, kadın hastalıkları, dış gebelik, mide ve onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı ve taşları, safra kesesi iltihabı, pankreas İltihabı ve bağırsak damarlarının tıkanması gibi rahatsızlıklarla apandisit aynı bulguları verebiliyorlar.

“Bu tür fıtkların oluşma nedenleri arasında; şişmanlık, karında ameliyatta yapılan kesinin şekli, kullanılan dikiş materyali ve yara iltihabı sayılabilir. Ayrıca hastanın yaşı, genel vücut zayıflığı, hastanın genel durumunun kötü olması da fıtık oluşumunda etkili rol oynayabiliyor.”

KESİN TEDAVİ

Özellikle gençlik döneminde ortaya çıkan bu yaygın rahatsızlığın ilaçla tedavi imkanı bulunmuyor. Ancak, apandisit, tedavisi kolay hastalıklar arasında yer alıyor. Türkiye Hastanesi hekimleri. kesin tedavinin ameliyat olduğunu belirterek, “hasta, laparoskopik (kapalı) veya açık appendektomi yöntemiyle ameliyat edilip, apandisit alınmalıdır” diyorlar. Prof. Taşçı ve Opr. Hamzaoğlu, apandisit ameliyatlarıyla ilgili şu bilgileri veriyorlar:

“Apandisit tanısı konan veya apandisit olabileceği düşünülen hastaların ağızdan beslenmemeleri, ağrı giderici almamaları gerekir. Apandisit, 4 grupta toplanır. Üç gruptaki vakalar;

Akut apandisit, perfore (patlamış) apandisit, patlamış ve apse yapmış apandisit, kesin olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Dördüncü grup plastrone apandisittir. Bazen karın içinde omentum adı verilen bir yağ perdesi, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Buna plastrone apandisit denir. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak, antibiyotik tedavisine başlanır. Eğer şikayetler gerilerse hasta taburcu edilir ve 6-8 hafta sonra tekrar değerlendirip ve ameliyata alınır.”

ÖLÜME NEDEN OLABİLİR

Günümüzde apandisit ameliyatları en basit ope­rasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde. apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor.

Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor.

Prof. Taşçı ile Opr. Hamzaoğlu, özellikle yaşlılar ve çocuklar açsından apandisitin büyük risk oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve “Yaşlı ve çocuklarda bulgular az olduğundan teşhis konulduğunda patlama olayı gerçekleşmiştir. Bu nedenle ölüm riski çok fazladır.

Genç erişkinlerde apandisitte ölüm oranı yüzde 0.1 in altındayken yaşlılarda bu oran yüzde 50 civarındadır” diyorlar.

Fıtık

Doğumsal ve sonradan gelişen faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan fıtık, zamanında tedavi edilmediğinde bağırsak tıkanıklığı ya da fıtık boğulmasıyla sonuçlanabiliyor.

Tıp literatüründe fıtık; karın iç organlanın bir kısmının doğumsal veya sonradan oluşan zayıf noktalardan karın dışına çıkmaları, diye tarif ediliyor. Organların dışarıya çıktığı bu açıklığa fıtık halkası deniliyor. Hastaların çoğu zaman fark edebildikleri bu halka, geniş olabileceği gibi parmak kalınlığından daha dar da olabiliyor. Erkeklerde hadınlara oranla çok daha sık görülen fıtıklar, zamanında tedavi edilmediğinde çok ciddi sorunlara zemin oluşturabiliyor.

Türkiye Hastanesi genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı ve Op. Dr. Cavit Hamzaoğlu, insanların ortalama olarak yüzde 5 kadarında karın duvarını ilgilendiren fıtıklar bulunduğunu belirterek “Bunların da dörtte üçü karın ön duvarında bulunur. Kasık bölgesi fıtıklarına inguinal fıtık denir. Bunlar genellikle erkeklerde görülür. Çünkü testislere giden damar ve sinirler kasık kanah dediğimiz bir açıklıktan karın dışına çıktıkları için burası karın duvarının en zayıf bölgesidir. Kadınlarda bu kanaldan rahmi yerinde tutan bağlardan biri geçer. Açıklığı daha az olduğu için kadınlarda kasık fıtığı daha az görülür diyorlar. ”Kadınlarda kasık bölgesinin hemen altında kasık psikası denilen kıvrımın altında oluşan bir fıtık çeşidi görülüyor. Bunlara uyluk fıtığı adı verildiğini belirten Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, önemli bir riske dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Fıtık boğulması dediğimiz olay bu tip fıtıklarda daha sık görülür. Doğuştan olan fıtıklar dışında, sonradan olan fıtıkların nedeni karın içi basıncı artıran olaylardır. Ikınmak, prostat büyümesi ağır yük kaldırma, şişmanlık gibi etkenler, fıtığa yol açabilir”

KARIN ÖN DUVARI FITIKLARI

En sık görülen fıtık tipi olan karın ön duvarı fıtıkları arasında başı göbek fıtıkları çekiyor. Yeni doğanlarda göbek bağının düştüğü yerin nedbe dokusu dışarı itilirse göbek fıtığı oluşuyor. Erişkinlerde de vücudun bu böfgesinde fıtık görülebiliyor. Ancak, erişkinlerde görülen göbek fıtığının bebeklik fıtığının devamı mı yoksa yeni bir oluşum mu olduğunun tam aydınlanmadığını belirten Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, şu bilgileri veriyor:

“Erişkinlerde, siroz hastaları, orta yaşlı, şişman ve çok doğum yapmış kadınlarda göbek fıtığı daha çok görülür. Göbeğin dışa doğru sıkıntılı görüntüsü veya göbek halkasının elle muayenesi ile tanı konur. Öksürme ile fıtık görülebilir,”

AMELİYAT SONRASI FITIKLAR

Kişinin geçirdiği ameliyatlar da fıtıklara zemin oluşturan önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Tasçı’nın verdiği bilgiye göre ameliyat yapılan hastaların yüzde 0.5 ila yüzde 13′ünde insizyonel fıtık gelişebiliyor. Bu fıtıklar genellikle ameliyattan sonraki ilk yıl içinde ve nadiren 2-3 yıl sonra gelişiyor, insizyonel fıtık geliştikten sonra zamanla daha da büyüyebiliyor. Prof.Dr.Taşçı, şunları söylüyor;

“Bu tür fıtkların oluşma nedenleri arasında; şişmanlık, karında ameliyatta yapılan kesinin şekli, kullanılan dikiş materyali ve yara iltihabı sayılabilir. Ayrıca hastanın yaşı, genel vücut zayıflığı, hastanın genel durumunun kötü olması da fıtık oluşumunda etkili rol oynayabiliyor.”

FITIĞIN YOL AÇTIĞI SORUNLAR

Fıtık, kendisi bir sağlık sorunu olduğu gibi, tedavide gecikilmesi halinde farklı sağlık sorunlarının nedeni de olabiliyor. Başka sorunlara yol açmaması için fıtık tedavisinin bilimsel yöntemlerle yapılması önem taşıyor Eğer zamanında tedavi edilmezse bağırsak tıkanıklığı ya da fıtık boğulması gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor Opr. Dr. Cavit Hamzaoğlu, fıtığın neden olduğu sorunlarla ilgili şu bilgileri veriyor:

“Bağırsak tıkanıklığı; bağırsağın fıtık kesesinin içine girmesiyle oluşur. Hastada kusma ve karın şişkinliği olur.

Fıtık boğulması; fıtık kesesinin içine karın iç organları, özellikle bağırsak girer. Eğer fıtık halkası dar ise bağırsak karın içine geri dönemez, zaman geçtikçe fıtık kesesinin içindeki bağırsaklar şişer, kanlanması bozulur ve kangren gelişir. Hayatı tehlike oluşur ve acilen ameliyatla kangren olan bağırsağın alınması gerekir,”

TEDAVİ NASIL YAPILIYOR?

Bütün karın bölgesi fıtıklarının değişmez bir tedavisi var; o da ameliyat. Ancak yeni doğan göbek fıtığı eğer boğulma tehlikesi yoksa 2 yıl içinde kendiliğinden iyileşebiliyor. Buna da bir uzmanın karar vermesi gerekiyor. Diğer fıtıklar tanı konulduğu zaman ameliyat edilmesi büyük önem taşıyor. Opr.Dr. Cavit Hamzaoğlu, fıtık tedavisiyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Fıtık teşhisi konulduğu zaman ameliyat ile tedavi edilmesi gerekir. Boğulma olmadan tedavi çok kolay ve iyileşme çok hızlı olur Ameliyat sonrası tekrarlama oranı düşüktür.Ana prensip fıtık kesesinin yok edilmesi ve karın duvarının takviye edilmesidir Eskiden karın duvarı çok sıkı dikişlerle sağlamlaştırılırdı. Bu bazı sakıncalar taşıyordu. Ameliyat sonrası hastaların öksürmesi ve ıkınmasıyla dikişler yırtılabiliyor ve Tekrar fıtık oluşabiliyordu. Günümüzde ise karın duvarı sentetik yamalarla sağlamlaştırılıyor. Karın duvarının zayıf noktalarının üzerine yama konulup ve bu yama karının sağlam bölgelerine gevşek dikişlerle tespit ediliyor. Gevşek dikişler iki avantaj sağlıyor. Ameliyat sonrası gerginlik ve ağrı olmuyor, ayrıca, tekrar yırtılma riski minimuma iniyor.”

Kanser Çeşitleri

Meme Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.
Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.
Check-up Kuralları: Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.
Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.

Testis Kanseri

Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.
Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.

Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser

Uyarıcı Belirtileri: Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.

Akciğer Kanseri

Uyarıcı işaretleri: Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.
Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.

Servikal (Rahim Boynu) Kanser

Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.
Check-up Kuralları: Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.

Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.
Check-up Kuralları: Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.

İdrar Yolu ve Mesane Kanseri

Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).
Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.

Ağız Kanseri

Uyarıcı işaretler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.

Gırtlak Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.
Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.
Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.

Prostat Kanseri

Uyarıcı Belirtileri: idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.
Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.

Cilt Kanseri

Uyarıcı Belirtileri: Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)
Check-up Kuralları: Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız.

Blefarit

Blefarit ne demektir?

Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen tekrarlayabilir.

Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?

Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.

Blefaritin nedeni nedir?

Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur. Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite yolaçabilir.

Blefaritin belirtileri nelerdir?

Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma, kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.

Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi?

Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir.

Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.

Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.

Blefarit

Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.

Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir.

Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.

Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.

Arpacık

Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir. Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.

Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.

Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.

Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir

Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.

Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.

Birçok vakada neden bilinememektedir.

Opr.Dr. Şaban Coşkun

Kadife bir cildin kuralları

İnsan cildinin bir çok düşmanı olduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı bir cilde sahip olmanın kurallarını açıkladı.

Sigara ve içkinin insanın iç yapısına olduğu kadar cildine de zarar verdiğini ifade eden uzmanlar, cilde zarar veren öğeleri 7 ana maddede topladılar. Yetersiz uykunun, çok sıcak suyla yıkanmanın ve yanlış beslenmenin cildin başlıca düşmanları olduğunu söyleyen uzmanlar, sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmak için şunları önerdi:

Sigara ve içki içmeyin: İkisi de vücudunuzu zehirler ve geriye pörsümüş sarkık bir cilt bırakır. Sigara ayrıca ağız kenarındaki çizgilerin derinleşmesini hızlandırır.

Uykunuza dikkat edin: Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın. Uykusuzluğun yol açtığı çizgileri kapatmak için hafif bir nemlendirici sürün.

Çok sıcak suyla yıkanmayın: Yıkanırken suyun kaynar derecede sıcak olmaması için önlem alın. Aşırı sıcak, cildi kurutur ve dokuları zedeler.

Sağlıksız beslenmeyin: Sağlıksız besleniyorsanız deriyi koruyucu yaşamsal maddeleri alamıyorsunuz demektir. Ayrıca ultraviyole ışınlarından da uzak durun.

Makyajınızı temizlemeden yatmayın: Gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Göz makyajı silinmediği takdirde bir göz iltihabına neden olabilir.

Sivilcelerle oynamayın: Deri dokularına zarar verir. Ayrıca enfeksiyonun çevreye yayılmasına neden olarak sorunu büyütür. Sivilcelerle hiçbir zaman oynamayın. Enfeksiyonlu bölgeye antiseptik merhem sürün.

Cildinize nazik davranın: Yüzünüzdeki ölü deriyi temizlemek için satılan bazı toz ya da kremler deriniz için fazla kaba gelebilir. Cilt tipiniz ne olursa olsun yüzünüze daima nazik davranın.

İHA

hudisa resimleri